11 Eylül 2011 Pazar

Geçen Gün Ben




Ya yaptığını görecek olmak
Veya duymaya çalışmak

İkisinden birine riyakar
İkisinden birine samimi olmak.

Davranışlarını belirleyebilmek
Rüyaya yatmak gibi gizemli gelmezse

Hayallerinin gerçek olduğunu düşünürken
Yaşadığın hayalkırıklığın en gerçeği olmaz mı?

Hayallerinin gürültüsü duymanı engellediğinde
Hayallerinin sisi davranışlarını görmene engel olduğunda

ve

dolayısıyla

Hayallerinin, sen yaşayıp giderken gördüklerinle hiçbir ilgisi yoktur.
Yaşamına ilişkilendirdiğin gündelik hayatının basit davranışlarına estetik yaklaşımdır hayal.

Yaşadığın şeyi daha başka nasıl yaşasaydın daha güzel olurdu? sorusudur hayal.

Geçen günkü ben bildiğim ben.
Geçen günkü ben hayallerimi sınayabileceğim ben.
Geçen günkü ben gerçek ben.
Geçen günkü ben olmadan geleceği nasıl hayal edebilirim?

Ben varya ben...

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Hadi Yola Çıkalım




Yalnız yanımıza çok fazla şey almayacağız. Hem ağır olur hem de hep kullandığımız, hep ihtiyacımız olacağını düşündüğümüz şeyler olacak yanımıza aldıklarımız. Biraz sıyrılsak?

Uzaklaşalım demiyorum. Uzaklaşmanın imkansız olduğunu görmedin mi? Kendinden en fazla bir adım uzaktasın o kadar. Hep birlikte gideceğiz. Alışkanlıklarımızı da alacağız, beklentilerimizi de belki biraz umutlarımızı da.

Kavga ederek, küfrederek veya tüm gemileri yakarak değil. Olamaz olduğunu görmedin mi? Her kelimeni geçmişinden öğrenmedin mi? Bildiğin herşey bir vakit gerinden şimdiye gelmiyor mu?

Yürüyeceğiz. Biraz başka türlü şeyler hoş gelmez mi? Hem seni güvende hissettiğin ve yaşama dokunmanın beklenmedik bir sonuç getirmeyeceğini düşündüğün gündeliğinden uzaklaştırır. Bak burda uzaklaşalım diyorum.

İşte iddialarımızı yanımıza almayacağız. Gerçekten kendimizi kabul edeceksek başka kelimelerle konuşamayız ki? Aynı kelimeler farklı dostluklar oluştursun diye çıkamaz mıyız yola?!! Mesela "seviyorum seni" demeyiveririz. Yerine seviyorum lan seni olur veya bakışlarımızdan anlarız yer yer. Hı!??

Yola çıkarız işte, tüketiriz, üretiriz, kavgaya tutuşuruz, öğreniriz, sonra unuturuz da. Yapamayacağımız şeylere daha çok meydan okuruz sonra oturur birlikte güleriz beceremediğimizde. İşte ne olacaksa olur artık deriz. Ne yollardan geçmiş, neler yaşamızdır. Bilir birbirimizi fena halde hemde. Yoldayken kendimizden, birbirimizden çok sıkılır sonra eğleniriz bu halimize. Arada habersiz kalırız belki. Ama biliriz geri döneceğimizi. Biliriz işte. Hem sen kaybolduğunda seni aramak, özlemek o kadar umut verir ki? Geleceğini bilmek kadar gideceğini düşünmek de sonra geri geleceğini tekrardan bilmek de hepsi de heyecanlı olmaz mı?

Hadi gel yola çıkalım! Yoksa çıkılacak yolları düşünmekle geçsin mi vaktimiz? Biliyorsun yola er geç çıkacağız? İnkar etme yoldayız!!

Ne dersin bizzatihi kendim? Ya sen ne dersin? Ya sen kimsin?

31 Temmuz 2011 Pazar

Paralel Gerçekler, Kesişen Evrenler ve İlahi Adalet



Belli bir zamana veya belirli olaylar zincirine bağlı kararlar. İki insan yan yana dururken birbirinden tamamen farklı dünyaların paralel gerçekleriyle varlar. Farklı iki gerçekliğin zamanı veya belirli olaylar zincirinde kesişmeyen başka olaylar.

Zamana ve duruma müdahale etmek isteyen kişilerin iradi eylemlerinin sonuçları farklı iki evreni kesiştirir. Benim dünyam onun dünyasına yaklaşabilir. Çaba gösterilerek yakınlaşan evrenler harcanan efordan bağımsız olarak uzaklaşabilir. Onun dünyasına konuk olmak veya benim dünyama konuk olmak soğuk bir yabancılaşma ve canhıraş bir empati kurma çabasıyla dünyaları uzaklaştırır veya yakınlaştırabilir.

Paralel gerçeklerin bir evrende kesişmesi için gerekli tüm koşulların oluşabilmesi için kendine özgü dünyaları olan kişilerin birbirlerini tercih edebilmeleri gerekir. Herşeyden bağımsız olarak evrenlerin kesişmesi tercihlerin sonucudur. Ne hazindir ki tercihler her zaman ilahi adaleti sağlar. Evrenler kesişmemiş veya tercih edilenin tam tersi bir sonuç olsa bile.

İlahi adalet kişinin tercih etmek için iradi bir eyleme girişirken karşılaştığı sonuçlarla ifade edilir. İlahi adalet senden veya benden bağımsız senin veya benim istek ve ihtiyaçların(m)dan uzaktır. İlahi adalet kişilerin paralel gerçeklerinin, kesişen evrenlerin vuku bulduğu büyük evren ve tüm hayatlara paralel geçen gerçektir.

Gittim, gördüğümü biliyor ve istemeden onaylıyorum.

Suçluluk duygusunu sürekli tekrarlayan zihnimin, sürekli aynı duyguyu ifade etme çabası ve buna tanıklık edilmesi. Ayrıca doğru zaman, doğru yer olmamasına rağmen. Haksızlık etmiş olmama rağmen!!!

20 Haziran 2011 Pazartesi

Buyurdum




Benjamin:Savunacak tek bir argümanın olmadığı zaman mı?

Sarı Memed: Evet!

Benjamin: Sıyrılmak gibi mi yoksa temizlenmek gibi mi?

Sarı Memed: Zor... Ama pis değil...

Benjamin: Hatırlamak gerektiğini biliyorsun.

Sarı Memed: Farkındayım ama anlamıyorum. Bu sefer kabullenmek yerinde bir davranış değil.

Benjamin: Zamanının çok olduğunu düşünüyorsun.

Sarı Memed: Yeterince... Ama zamanı saymıyorum.

Benjamin: Değişmek için zamanı bekliyorsun o zaman.

Sarı Memed: Hayır. Değişmek için zamanı sayıyorum. Fakat saydıklarım nasıl davrandığım, ne hissettiğim. Zamanı ilerletiyorum.

Benjamin: Böyle düşünürsen hayat daha basit oluyor sanki.

Sarı Memed: Basit evet. Ama daha zor. Basit hiç adetten değil bu topraklarda.

Benjamin: Belki basite pratik diyoruz ne dersin?

Sarı Memed: Aynı şeyi anlamıyoruz. Değişmeye direncim o kadar basit ki!!

Benjamin: Ha bu arada ne istediğini bilmen gerekecek...

Sarı Memed: Değişmek için mi?... Evet. Ama soruyu ters sormak istiyorum; Ne istemiyorum?

Benjamin: ...

Sarı Memed: Sadece "ne istemediğim" karışık olmamalı. Tek kaygım bu.

Benjamin: Kaygı da değişime dair desene.

Sarı Memed: Değişirken kaygı duymak adettendir.

11 Haziran 2011 Cumartesi

I will...





When you try your best, but you don't succeed
When you get what you want, but not what you need
When you feel so tired, but you can't sleep
Stuck in reverse.


When the tears come streaming down your face
When you lose something you can't replace
When you love someone, but it goes to waste
Could it be worse?

Lights will guide you home
And ignite your bones
And I will try to fix you

And high up above or down below
When you're too in love to let it go
If you never try, then you'll never know
Just what you're worth.

Lights will guide you home
And ignite your bones
And I will try to fix you


Tears stream, down your face
When you lose something you cannot replace
Tears stream down your face
And I...


Tears stream, down your face
I promise you that I'll learn from my mistakes
Tears stream down your face
And I...


Lights will guide you home
And ignite your bones
And I will try to fix you

13 Nisan 2011 Çarşamba

ANT





İŞ;
Sabahları işe erken gideceğime
Önüme gelmiş bir iş kısa sürede yapılabiliyorsa yapacağıma
İş biriktirmeyeceğime
Zamanlamama dikkat edeceğime
Kalan son aylarımda kalan işleri bitireceğime
İşe ilgi duyacağıma
Ofisteyken sigara içmek için sık sık açık alana çıkmayacağıma
İş zamanlarında dikkatimi işe verip çalışacağıma
Güncel iş listeme arada dönüp bakacağıma
Bunlar ne kadar sıkıcı olsa da profesyonel olmak için bir yolunu bulacağıma
İşi sevmesem bile işi yapabilecek ayrımı netleştireceğime
ANT İÇERİM!!!

HAYAT;
Artık hiçbirşeyi ertelemeyeceğime
Dahası rasyonel sebepleri olmayan hiçbirşeyi ertelemeyeceğime
Spor yapmaya devam edeceğime
Sigarayı bırakacağıma
Sonra tekrar başlamayacağıma
Bunun için doğru yöntemi ve bilinci bulacağıma
Hayata ilgi duyacağıma
Otokontrol mekanizmamı sündürmeyeceğime
Sündürülmüş fikirlerden uzak duracağıma
Kişiliğimle savaşmayacağıma
Karakterimle barışacağıma
Barıştıktan sonra savaşmaya devam edeceğime
Arada bir durup düşüneceğime
Düşündüklerimi planlayacağıma
Planladıklarımı gerçekleştirmek için çabalayacağıma
Ayak direyen yönlerime acımasız davranacağıma
İşe yarayan yönlerimin üzerine yatmayacağıma
Farkettiklerimi anlamaya çalışacağıma
Anladıklarımı anlamlandırmaya çalışacağıma
Anlamlandırdıklarımı yorumlayacağıma
Yorumladıklarımı eyleme geçireceğime
ANT İÇERİM!!!

29 Ekim 2010 Cuma

Kırmızı Çizgi




Hazır olmak gerekir hep. Ayrıca dikkatli de olmalı insan.

Kırmızı çizginin herhangi bir tarafınde olabilirsin. Bu seni taraf yapar ama ait olmanı da sağlar, en azından yanlız değilsindir. Fakat kırmızı çizgi olmak da varmış safi yalnızlık içeren. Onu öğrendim.

Kırmızı çizgi olduğun an güvenebileceğin tek şey kendin olursun. O da bazen. Kocaman güvensizlikler yaşıyorsundur aslında. ("Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur" gibi). Politik kırmızı çizgiler hayatın bir tarafındaki bir çizgiymiş bize uzak gelen fakat ya gündelik hayatın kırmızı çizgileri? Bireysel yaşamın kocaman güvensizlikleri daha bir korkutucuymuş. Politika seyirlik bir satranç oyunuymuş kendinden uzak bellediğin. Ve zaten kırmızı çizgi olmamak gündelik hayatın politikasını başlatmakmış en temizinden.

Gündelik hayatın kırmızı çizgileri de, gündelik hayatta kırmızı çizgi olmak da kişisel bir çöküş hikayesinin başlangıcı gibidir.

Karakterin, yeteneklerin, inandığın ve alıştığın ilkelerin ve yaşam tarzın sürekli bir tehdit algısıyla seni durağanlaştırmak, önüne set çekmek, değişmeni engellemek ister. En kötüsü sen, etrafındaki tüm ilişkileri gerer, esnetir, koparır veya en basitinden zorlarsın.

Kırmızı çizgi olmak zordur. Kolay olmaması gerekir zaten. Kendin için yarattığın ideallerinin savaşıdır bu son kertede. Bu savaş rasyonel bir şeklide, neden ve sonuçlarıyla ilerlemez. İyi veya kötü, doğru veya yanlış, haram ya da helal gibi ikili ahlaki kurallarla ilerler. Bazı şeyler hep kötü, yanlış ve haramdır. Dolayısıyla yasaktır. İçindeki devleti anladığın zamanlardır hep kırmızı çizgi olmak. Kişisel bir anayasan vardır çağa ayak uyduramayan ve onu korumak için içinden çıkmış kolluk kuvvetlerini kullanırsın. Çok kanlıdır savaşın. Zaten o yüzden çizgi kan kırmızısıdır.

Bilgisayarda donanım ve yazılımın iki ayrı görevi vardır. Hangi yazılım kullanılacaksa donanım işletir onu. Donanımın yoksa yazılım hiçbirşeydir. Kırmızı çizgi de donanımsızsan vardır zaten.Yazılım bir araç, bir yöntemken senin için amaç oluverir. Kemikleştirir seni. Paulo Freire "Bilinç Yöntemdir" diyor. Kırmızı çizgi bilinçsizleşmektir. Bilincin olmamasıdır. Senin için bilinç bir ideolojidir çünkü.

Velhasıl gündelik hayat senin hem kişisel hem de politik mücadele alanındır. Birşeyleri değiştirmek istiyorsak önce kendimizden başlamalıyız derler ya. İşte maksat kırmızı çizgilerini alt edebilmektir.

Kırmızı çizgiler çok kolay oluşur. Onları ortadan kaldırmaksa zaman alır. Kendiliğindenci, bilinç oluşturmayan insan güdüleri her zaman kolayı seçer, az enerji sarfeder, çok sorun çıkarır. Anladım ki yaşam sana verdiği tüm enerjiyi tekrar geri almak ister. Bilinçlenmek, araç ve amaçları yöntebilmek, sürekli kırmızı çizgileri ortadan kaldırmak, değişmek ve en basitinden yaşamak büyük enerji ister.

Enerjinin doğaya (çevreyi ve sosyal yaşamı ifade ediyorum)geri dönme isteği seni vareden her ne ise onun en temel düsturudur.

Anladım ki yaşamak çaba sarfetmektir. Anladım ki yaşamak kırmızı rengi yeri geldiğinde tercih etmemektir. Anladım ki yaşamak sürekli anlayabilmektir.Anladım ki yaşamak akışkandır.

10 Eylül 2010 Cuma

Sıradanlık



Sabahtan beri üç defa dışarı çıktım mart ayından beri ise sürekli çıkıyorum dışarı pek tabi. Gerek iş olsun gerek eğlence gerek gündelik işler.

Bugün evimizin neşesi viko dayıyla (kendisi kedimiz olur) garip bir ilişki kurduk. Ne zaman eve gelsem kapıda beni karşılayıp yerlere kadar selam verip halimi hatırımı sorarmış gibi suratıma baktı ben de ona baktım. Bu gün üç defa bakıştık öyle mal mal.

Eve her gelişimde elimde bir torba vardı. Hepsini bir anda almayı unuttuğum küçük ufacık şeyleri 3 farklı zamanda alma mallığına haiz oldum. Neyse bu viko ya yaradı. Çocuklar gibi şen oluverdi her defasında. Ben de onu kırmadım. Her eve gelişimde elimdeki torbayı holün ortasına bırakıverdim. Üstüne bir güzel yattı her defasında. Torbayı hışırdattı falan. İçindekini merak etmiyormuş gibi yapıp hafif hafif patiledi torbayı. Ne çakal olduğunu kendisi de biliyor. Her patiden sonra dönüp suratıma baktı. Dayanamayıp her defasında mama verdim ona. Hoşuna gitti puştun tabi. Aslında bugün çok yedi pezevenk.

Elimde yapılması gereken üç şey vardı bugün için. Kitap okuyacağım, yurt dışı eğitim burslarını araştıracağım ve işle ilgili birkaç sorun çözeceğim. (İş yapmak benim için sorun çözmek demek oldu nedense. Bildiğiniz gibi değil baya bir stres demek bu.) Yaptım mı yaptım. Ama üçüncü adıma gelince bir tökezledim.İmdadıma viko dayı yetişti. Yan sandalyeden sallana sallana geldi önce bilgisayarın üzerine çıktı bir baktı bana sonra kucağıma yumuluverdi puşt herif. Dedim gel gidelim. Masadan kalkıp üçlü koltuğa geçtik. Başladık bu yazıyı yazmaya. Kendisi şu an en sevdiği sandalyenin üzerinde pinekliyor canı sıkıldı herhalde. Çok da güzel uyuyo allahsız dört patisi de sarkıyor sandalyeden kuyruğu da ağzına girecek neredeyse. Arada geriniyor falan.

Bu arada R.Kelly nin I believe I can Fly parçası da ne manik piskopat bir parça öle. Şarkının bir yerinde uçmayacağın varsa da zorla uçurtuyorlar, havaya değil yere doğru ama. Çünkü bası ve sesi sonuna kadar açmışım bir böğürdü koltuktan düşücektim. Çok abartmıyım bir irkildim :)

Günün sonunda 80 lerden müzik dinleyip basit viteste takılıyorum. Arada detaylanır ya hayat anlamazsın falan şimdi dümdüz. Kafa da normal işin ilginci.