7 Ağustos 2009 Cuma

Zaman Kabadayıdır



Bildiğinden...

Hiçbirşeye eywallahı yoktur, herşeye kafa tutar, kafa atar, zille tokat dalar isterse...

Yeri geldiğinde öğretir ama döverek, söverek. Yerini sen bilemeden nevrin dönmüşken o seçer.

Ama herdefasında kendisine saygılı olanlara gösterir en sırlarını.

Ağzın burnun dağılmışken, göğüs kafesinde soluk durmazken kafanda ampul yanar bir sürü morluklarla.

İyidir hoştur ama kabadayıdır. Naraları tüm evreni sarar.



Çocuğunu da kesen, anasını da doğrayan, sülaleleri de bitiren o dur.

Zamane olan nedir ki. bizim kabadayının şamaroğlanları...

Zaman zaman kendisi de efkarlanır, yumuşar bunun için tek sebebi etraflıca sağlam bir tokat için güç toplamaktır. Her zaman tokatı oturtacağı birileri vardır.

Onun için birileri hep kitlelerdir.

Anlamassın dostum, anlamassın...

26 Temmuz 2009 Pazar

Değmek-Değişim-D-e-ğ-i-ş-i-m


Küçük bir çocukken değişmenin büyümek olduğunu düşünürdüm. Gündelik hayatımda karşılaştığım deneyimlere yorardım değişimi. Değişimin sonucu benim ben olarak kabul görmemdi. Fikirlerimin işler, gündemde ve kabuledilebilir, onaylanabilir olduğunu görmekti. Esasen zor sanmazdım kolay da değildi. Gerçekte bu iki kategoride düşünmüyordum değişimi. Değişim değişmekti işte. Değiştiğinde buna "değer"di.

Değişim sözlüklerde takas etmek olarak geçer. Fakat değişimin değer katmak olduğunu da kavramak gerekir. Bugün değişimi büyümek olarak görmüyorum. Değer katmak olarak görüyorum. Temel nedeni değişim sürecinde saklıdır.

Değişmek sancılı derler. Değişmek kolay değil derler. Değişmek bir süreçtir derler. Birçok şey derler fakat ben en sonuncusunda bir çıkış buldum. Çıkış buldum diyorum çünkü öncelikle kendimde sonra da toplumsal alanda incelediğim not ettiğim hafızama kazıdığım olaylar, kişiler ve yaşamlar bunun bir tür labirent olduğunu, kırılması ve içinden çıkılması gerekli ve zorunlu fakat kolay olmayan birşey olduğunu gösterdi bana.

Evet, değişimi bir süreç olarak kavramazsak değişmenin imkansız olduğunu söyleyebilirim. Çünkü kişi değişmek içi öncelikle bunu talep etmesi gerekir. Bu tercihi göstermesinde en önemli etken onu bu noktaya getiren olaylar zinciridir. Bir noktadan başlar ve diğerine giderken değişimi gerektirecek, zorunlu kılacak bir dizi sebep toplar insan. Kendinde veya çevresinde oluşturduğu beklentiler düzleminde bir standart görür ve o yöne doğru değişmek ister. İster çünkü aksi şekilde yaşam daha zordur onun için. Değişmedikçe içinden çıkılmaz alışkanlıklar, geçmişi uzun olan sıkıntılı aynılıklarla başbaşa kalır.

İşte bu sürecin asıl etkeni değer katmaktır. İnsan değişebilmek için değerlenmesi gerekir. Önemli, işler, yaşamı kolaylaştıran, konforlu standartlar edinir. Değer katar kendine kısacası. İşte edindikleri tüm bu değerlerin toplamında değişim başlar. İnsan bu değişim sürecinde başka biri olma yolunda ilerler. Aynı zamanda onun algıladığı hemen hemen herşey farklılaşır. Bu algıladığı şeyler yüzünden değil o şeyleri verdiği anlamlar yüzünden olur nihayetinde. Belki de yıllarca gördüğü bir kişiyi değişimi sonucunda başka görecektir. Bu her haliyle mümkün bir olgudur. Evet olgudur. Bu olur.

Fakat ne insan ne de toplum değiştiği şeyin bir süreç olduğunu kavramaz, edindiği değeri göremez ve önceden olduğu şeyden farklı olduğunun nedenlerini biriktirmezse o bir değişim değil konum farklılaşmasıdır. Değişmemiş sadece yer değiştirmişsin demektir. Bir açıdan bakarken bu sefer de şu açıdan bakayım demektir. Ama tüm açıları içselleştirmek ve yeni bir açı elde etmek değildir. Aynı açının hakettiği açıklıkta bakamıyor olmaktır. Nihayetinde biçimseldir. Dönemseldir. Fakat ironik olarak bu süreçte değişim için bir neden teşkil eder.

Değişim birçok kez değiştim dedikten ve değişemedikten sonra gelir. Acılıdır, çünkü iradesizlik demektir. Anı yerde olmanın huzursuluğu ve sıkılganlığıdır.

Değişim; nedenleri topladığınız, değer kattığınız bir süreçtir. Ne birden olur ne de süreksizdir.

Meşhur bir yargıyı da son olarak burada eleştirelim: "Değişmeyen tek şey değişimdir" derler. Hayır. Değişimin kendisi de değişir. Değişimin ideal formu yoktur. O da tıpkı herşey gibi hareket halinde, zihnimizin kullandığı ideallikten uzak bir kavramdır.

Ben neden olduğunu bilirsem ve bu nedenleri geçmişime bakarak, deneyimleyerek ve her defasında yeni nedenler yaratarak toplarsam gördüğüm bu süreç sonunda değişebilirim.

Değişmek ufakken benim için büyümekti. Şimdi garip bir şekilde tam tersi. Değişim benim için küçülmektir. Küçüldükçe yaşamın en küçük ayrıntılarına nüfuz edebileceğimi düşünürüm. Küçüldükçe görkemsizleştikçe, koca koca anlatılardan soyutlandıkça tarihin büyük bir yerinde olabileceğimi düşünürüm.

24 Temmuz 2009 Cuma

ESKAZA


Eskaza, döndük mü geçmişe...

Döndük...

Döner sermayemiz oluyor yavaş yavaş...

Döndükçe birikiyor deneyler...

Geçmiş birdenliğin, tarihin birikimi oluveriyor...

Sonra birikiyorum...

Taştıkça seçtiğim alandan başka boş kaplar seçiyorum...

İçine yayılıyorum döne döne tekrar birikiyorum,

Biriktikçe sermaye oluyorum bir tek ben dışında,

Geri kalan herkesin sermayesi..

Akıyorum, yol yapıyorum, sonra birikiyorum,

Bazen seçimiyorum, yerine kabulleniyorum,

Kabul ettiklerimi seçer gibi susuyorum...

Dönerek, birikerek geçmişin malı oluyorum...

Mal gibi, geçmişten alınıp geleceğe satılan eşya oluveriyorum.

Bunların hepsi,

Olasılık dahilindeyken birden gerçekleşiyor,

Yani,

Eskaza oluveriyor. Ben de tekrar dönüveriyorum...

Hayatta verdiğim her "es" kaza ile mümkün,

Sema ile olağan oluyor,

Mevlevi dervişlerin simgesel dünyasına giderken,

Bitiveriyorum, tam da taşmak üzereyken...

Eskaza bitiveriyorum...

Oluveriyor, bitiveriyor, dönüveriyor, gerçekleşiveriyorum...

Bu hayatta veresiye hayat seçiyorum. Hesap defterim dolup taşıyor...

Hem o hem ben taşıveriyorum. Bir daha borçlu çıkıyorum...

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Bir Dizi Etkinlik


Etkinliğe şu şekilde başladım daha doğrusu şu şekilde bi fikir tecellisi sonucunda vakıf olduğum bi eylem vuku buldu. Yaşamdaki en zararlı şey nedir?

Sigara içiyorum o mudur? Sigara bünyeye göre değişmekle birlikte ağır ağır veya ivedilikle adamı öldürebilir. Ama 80 ini geçmiş ağır tiryakiler de yok değil. Hani sigaranın elinden kurtulan var.

Şekere çok düşkünüm o mudur? Şimdi çok şeker yersen dişlerin çürür, karaciğerin kaldırmayabilir, kilo alırsın tansiyondan kalp krizinden gidebilirsin. Hani çok şekerin elinden kurtulan var.

Hareketsizim bütün gün bi taraflarımı büyütüyorum o mudur? Çeşitli kas spazmları, kan dolaşımının yavaşlaması sonucu kolestrol, kalp damar tıkanıklıkları vs.. Hani hareketsizliğin elinden kurtulan var.

Alkol alıyorum o mudur? Şimdi çok içtiğim zamanlar da oldu. Karaciğer iflası, mide ülseri, bağırsak kilitlenmesi, mesane iptali, hafıza kayıpları, beyinin süngere dönmesi. Hani alkolün elinden kurtulan var.

Dahası ne saysam boş; ulan dedim bu hayatta en zararlı şey nedir? Baktım ki elinden kurtulmayan yaşamın kendisiniden başka bi şey değil. Bakın istatistiklere yaşayan herkes garanti ölüyor. Yani yaşamak bünyeye iyi gelmiyor aslında. Derler ya doğan her canlı doğduktan sonra ölmeye başlar ya o hesap...

Tabi bu argüman yukarıda saydığım zararlı zararsız ne kadar olay durum, yiyecek, içecek varsa bunları ne meşru kılar ne de olumsuz yapar. Hadi gir çık yapalım mevzuya şimdi...

Derler ki herşeyde bir denge vardır. Mesela Rodrigonun şu çalan konçertosu abi bunda denge falan yok salla nekadar ironi varsa hayatta. Abi adam dengeyi şaşırmış bilimum isyan bilimum acayip. Hayatın kendisi de dahil herşey dengesiz. Zaten dengeyi belirleyen de bu doğal dengesizlik halimiz değil midir ki?

hadi bakalım...

18 Temmuz 2009 Cumartesi

CISSS!


Bu sabah erken kalktım. Acele üstümü giyinip attım kendimi dışarı. Deniz kenarında kahvaltı edecektim. Metroya doğru giderken bizim Eşli'nin yanına uğradım. Bugün burnunu takmamıştı. Kolunu da bi arkadaşta unutmuş. Rahatlasın, biraz duman alsın diye onu da yanıma aldım.

Mide boşken kahvaltıya gitmek bile zor geliyodu. Eşli'yle birlikte birer şişe motor yağı aldık. Yolda giderken içer midemizi biraz rahatlatırız diye. Metroya bindik. Az kalsın kaçırıyoduk. Gişelerdeki iguana bize çabuk olmamızı söyledi de öyle yetiştik.

Metro havalandığında saat sabahın dokuzu gibiydi. Yolculuk biraz stresli geçti. Çünkü metro sürekli ateş tünellerine girip çıkıyordu. Belli ki büyükşehir belediye o sabah ejderhaları doyurmamış. Kızlar baya açtı.

Sağ salim deniz kenarına vardığımızda biraz şaşırdık. Denizi boşaltmışlar dibini temizliyorlardı. O sırada atıl kalmasın diye tüm deniz suyunu da Ankara'ya göndermişler orada susuzluk var diye. Eyvallah dedik yine de oturduk. Boş denizin kenarına. Gelen azraile iki kasaba kahvaltısı sipariş ettik yanında da zemzem suyu istedik. Kasaba kahvaltısıyla baya iyi gider zemzem.

Hoş sohbet derken 5 saati öldürmüşüz orda. Eşli dedi ben hayvanat bahçesine gidiyorum bikaç insan görüp eylenirim ayağımı dağıtmam lazım dedi. Ben de tamam dedim. Gelişte metro sorunlu olduğu için giderken kaykay kulanayım dedim. Bu gibi durumlar için hep cüzdanımda kaykay bulunur zaten. Yolları da yeni yağlamışlar kaya kaya geldim bizim mahalleye.

Ev arkadaşım kapıyı giderken yanında götürmüş ev açıktı. Geçenlerde çatıyı da götürmüştü o kadar uyarmama rağmen eli boş durmuyor keratanın. Neyse geçtim içeri yaktım bi hipopotamus geçtim radyonun karşına başladım son çıkan ekmekleri koklamaya. öyle bikaç saat daha geçti.

Akşamı etmiştim. Akşam peter pan ile buluşacaktım. O yüzden tavşan deliklerimi giydim bastım kanepeye gittim yanına. Yanında alis de vardı. Dedim HARİKA!!

Bütün gece Hisseli Harikalar Kumpanyası'nı dinleyip mezar kazdık. Sonra da içine girip uyumuşuz. Ertesi gece kalktığımda etraf günlük güneşlikti...

17 Haziran 2009 Çarşamba

EXLIBRIS



Ekslibris, kitapseverlerin kitaplarının iç kapagına yapıştırdıkları üzerinde adlarının ve deıişik konularda resimlerin yer aldıgı küçük boyutlu grafik çalışmalardır. Kitabın kartviziti ya da tapusudur.İngilizce “Bookplate” olarak da bilinen Ekslibris, kitap sahibini tanıtır, onu yüceltir ve kitabı ödünç alan kişiyi geri getirmesi konusunda uyarır. Bir mülkiyet işareti, sahiplenme göstergesi olmanın yanında kitabın hırsızlıga karşı korunmasını saglama işlevinin de oldugu söylenebilir. Sözcük olarak ...’nın kitabı, ...’nın kitaplıgına ait veya ...’nın kütüphanesinden anlamına gelir.

Ekslibris önemli bir iletişim aracıdır. Bir ihtiyaç grafigi olarak dogmasına karşın, estetik kaygılarla yapılan özgün yapıtlardır. Sanatı, insanın elleri arasına, kitapların içine kadar getirir, onun büyüleyici sıcaklııını hissettirir. Çok uzun bir geçmişe sahip bu sanat dalı, yapıldıgı döneme ait kültürel, tarihsel özellikleri günümüze taşıması nedeniyle de ilgi çekmekte, sanatçılar ve koleksiyoncular arasında önemli bir degiş tokuş objesi olarak kullanılmaktadır.

Ekslibrisin ilk ve en eski örneginin M.Ö. 1400 yıllarında açık mavi renk bir fayans üzerine yapıldıgı, bunun da III. Amenofis'in kitaplıgına ait oldugu ve bu levhaların papirüs rulolarını korumak için kullanılan agaç sandıklara takıldıgı tahmin edilmektedir.

Gerçek anlamda Ekslibrisler matbaanın icadıyla birlikte yapılmıştır. Önceleri sadece kilisenin ve prenslerin ellerinde bulunan çok degerli el yazması kitaplar, matbaa sayesinde alt düzeydeki soylular ve egitim görmüş burjuva sınıfı tarafından da elde edilmiştir. Böylece tek sayı olma durumunu kaybeden bu kitapların, hırsızlıktan ve kaybolmalardan korunması için özel bir mülkiyet işareti gerekliligi dogmuştur.

İlk Ekslibrisin 15. yüzyılda Güney Almanya'da kullanıldıgı bilinmektedir. Bunlardan biri, 1450 yıllarında "Igler - kirpi” takma adıyla
bilinen Alman papaz Johannes Knabenberg için yapılan ve çayırda bir çiçegi ısıran kirpinin resimlendigi 19 cm. boyutundaki Ekslibristir. 16. yüzyılda, kitapların çogalmasıyla yaygınlaşan Ekslibrisler, sadece Almanya'da degil diger Avrupa ülkelerinde de görülmeye başlanmıştır. Albrecht Dürer (1471-1528), Lucas Cranach (1472-1553), Edvard Munch (1863-1944), Kaethe Kolwitz (1867-1945), Emil Nolde (1867-1956), Paul Klee (1879-1940), Pablo Picasso (1881-1973), Oscar Kokoschka (1888-1980) gibi ünlü sanatçılar, zamanın önemli devlet ve bilim adamlarıyla yakınlarına Ekslibris yapmışlardır.

Günümüzde Ekslibris yapanlara baktıgımızda ise; gravürleriyle Rusya’dan Jury Borovitsky, Slovakya’dan Peter Augustovic, Çekoslovakya’dan Karol Felix, Robert Jancovic, Hollanda’dan Anneke Kuyper, İtalya’dan Ettore Antonini, Antonio Grimaldi, yüksek baskılarıyla Fransa’dan Jean Marcel Bertrand, Belçika’dan Mark Severin, Gerard Gaudaen, Frank Ivo Van Damme, Emiel Hoorne, Polonyo’dan Ryszard Tobianski, Çekoslovakya’dan Miroslav Houra, Ukrayna’dan Arkady Pugachevsky, litografileriyle Çekoslovakya’dan Marcel Hascic, Slovakya’dan Vladimir Gazovic, serigrafileriyle Belçika’dan Martin R. Bayens, Japonya’dan Masao Ohba, Romanya’dan Ovidiu Petca, bilgisayar tasarımlarıyla Belçika’dan Kurt Herman, Hollanda’dan Wim Zwiers gibi sanatçılar dikkat çekmektedir.*

Yukarıdaki resimde gördüğünüz exlibris de benim kitaplarımı ifade eder...

*http://www.aed.org.tr/

12 Haziran 2009 Cuma

Yıkılmayan Adam


1977 yapımı Cüneyt Arkın filmi. Aynı zamanda 1983 yılında da film hakkında komünizm propagandası yapılıyor diye dava açılmış. Yani buna bile...

Bir restoranda içeriye giren yaşlı gazimizle dalga geçen bir grup entel ile cüneyt abimizin arasındak diyaloglar. Valla diyaloglar bile sadece yetiyor:

C: Kara günlerini kahraman omuzlarında taşıyarak bu ak günlere erdiren bir gaziye nasıl sataşırsınız!!? Bir istiklal madalyasının süslediği ihtiyar savaşçıyla nasıl alay edersiniz ülen!!!?

E: Seen hangi şarkıyı söylüyorsun ha? Muhahahaaa...

C: Çıkın gidin burdan döverim seni!! Hepinizi döverim ülen!!!

E: Döversin demek. Biz çok dayak attık vatan-namus natali kambuz diyenlere!:):):)

Entel kitleden biri gelip konuşan elemanın kulağına birşeyler fısıldar. Zannımca o sıra bu eleman yıkılmayan adamı dövemeyiz, bu adamı s...r. gibi bi şeyler demiştir.

E: Burdan gidiyoruz arkadaşlar. Ama birgün görüşücez!

C: TANKLA, TÜFEKLE BEKLERİM. UÇAKLA, AĞIR SANAYİ HAMLENİZLE FALAN!!!!

Bu nasıl bir toplumsal gerçekçiliktir. Bu filme hangi zihniyet dava açabilmiştir. Hayret valla...

Hele filmin sonunda yıkılmayan adamımız cüneyt abimizin etrafını polisler çevirmiştir. Adam tonlarca kurşun yemiş ama yıkılmamıştır. Hey beee hacıyatmaz mübarek...

Bizim böyle insanlara ihtiyacımız var. Valla var...

Noooldu lan?!

Olamaz Ama Olabilirde!


İşte memleketin olasılık hesabı. Coğrafyamızın ön görü kabiliyeti... Mükemmel...

Süt kardeşler filmi kült denilmeyecek kadar güncel ama kült. Yani kült değil ama olabilirde.

Yıllardır demokrasinin, karar alma mekanizmalarının, iradenin üzerinden geçip giden darbelerin malum sonucu. OLAMAZ AMA OLABİLİRDE!

Kemal Sunal amirine evin kadın kahyasını gördükten sonra şöyle diyor:

-Düşündüüüm... Bir gemicinin yeri gemisidir....

-Şener Şen: Aaaferin Ramazan bir denizcinin yeri gemisidir.

Netekim sonra evin dış kapısının dış mandalı emir eri Ramazan Şener Şen'e gidip düşündüüüm diye başlayarak bu sefer güzel Bihter'i gördüğü için kalmak ister.

Bu repliği türk siyasi tarihinde de çok gördük. Yinelenen, çok konuşup hiçbir anlam ifade etmeyen sözler. Yerinde sayan sorunlar...

Örnek: Kardak krizi zamanı Süleyman Demirel'e Ege'nin bir Yunan gölü olduğu iddiasını soruyolar. Adamın verdiği cevap şu:


-Ege Yunan gölü deeeeldir. Ege Türk gölü de deeeldir. Ege bir kere göl deeeldir.

Aferin otur süleyman yawrum yıldızlı beşşş. Ve Süleyman makam koltuğunu oturur.



Devam edersek. Bi de şöle bi diyalog var. Güzel Bihter'e vurulan emir eri Ramazan:

-Aayyh çok güzel, AAyyhh çok beğendim..
-Aayyh çok beğendim bakamıcam yüzüne. Bakiyim mi?

Bak tabi abim. Nedir dert? Bi de dönüp askerdeki kankasına soruyo bunu.

En son bomba patlıyor...

-Bihteeer
-Efendim
-aaaa gonuşuyoo...

Gonuşan bir kadın tahayyülü mü yoksa hayalbaz bir metafor mu.? Nereden yaksak?

Fenomen abi... Lan bi de bunlar süt kardeşler. Ulan araştırdım bi tek bizim millette var süt kardeşler. Çoğu milletle aynı sütü emen elemanlar bile kardeş değilken. Bir bizde var. Hepimiz kardeşiz abi.

Denildiği gibi: Söz konusu kardeşlikse gerisi teferruattır. Libido memlekete uğramamıştır. Bacı, kardeş gideriz. Libido bir tek şiddette vardır ki o zamanda ana avrat gideriz...

Soruyorum ey okuyucu: Bacı-kardeş mi? Ana-avrat mı?

Yoksa yoksa: Bacı-kardeş olamaz ama olabilirde!!
Ana-avrat olamaz ama olabilirde!!
bunların hiçbiri ne oluuur ne olmaz.

Ne olur ne olmaz biz fazla ilerlemeden konuyu kapatalım...