27 Aralık 2009 Pazar

etraf



Kafamda tartıştım...

Birisi ders çalışıyor notlarını kaybetmiş bulana 100 altın verecekmiş...

Diğeri aşık olmuş ilişkisini pazarlamak derdinde...

Başkası sevdği bir sanatçıyı cümle aleme duyurmak hevesinde...

Yedek kulübesinden biri kendini saklayarak meşhur olma peşinde ilginç videoları aslında çekmek istemedim napalım can sıkıntısı havasında yayınlıyor.

Doğanın diyalektiğinden sonra bir de aşkın diyalektiğini yazmışlar. Doğanın diyalekt edeceği tüm unsurları ortada aşkın öyle mi? Kaçak dövüşen diyalektik yapmışlar biri de felsefe yaptığını zannediyor.

Haaa unutmadan herkes bir kediyle fotoğraf çektiriyor. Kedi alıyor, besliyor, tedavi ediyor bi sürü seviyor. Kedi isyankar ve bireyseldir diyerek felsefesini yapıyor bu felsefeden utananlar ama benimseyenler de fotosunu çekip hırçınlaşıyor. 90 öncesi köpek modaydı şimdi kediye gel...

Lan kankanın biri japoncaya sarmış anime üstünden tarifeli seferler varmış japoncaya.

Etraf da arapça kökenli taraflar demek. Etrafta olmak bir tarafta olmamak mı acep. Etraftakilere bakıyorum da herkes bir tarafta...

9 Kasım 2009 Pazartesi

Değirmenler, Korkular, İnanış



Değirmenleri severiz ya biz, bi de olmasalardı...

Mevzunun kendisini biraz açalım; değirmenlerden korkmadığımız gibi korkmanın da değirmenden ötürü olmadığını bilakis kavrar meziyetteyiz, hasıl olan vukuat değirmenin dönmesi değil orada bir işlevi olmasıdır.

Vücut bulan metafor değirmene saldıran bireysel tahayyülün asılı vesilesiyle dönüyor olmanın işlevselliğini meşrulaştıran dinamizme müdahalesi ivedilikle gerekli olmasıdır. Değirmen öğütür o zaman öğütmenin gerek olmadığı bir çayırlıkta dönmesi sorun değildir.

İşin bir de dekadans* yönü var. İlahi hayaller kuranlar inanırlar, hayal kuranlar hayal kırıklığına uğrarlar. İnanmak umut etmektir. Kuşkusuz dini bir inanç değil bu. Değirmenler tersine güzeldir de. İçinde ihtiyaç duyduğun herşeyi barındırabilir. O zaman şu mudur: İnandığın anda değirmenler senin hizmetindedir.

Korkular, değirmenler ve inanmak üzerine devam eden söylevimizde çigilerden ibaret bir resme renk katmakla ilgili dert edinmek lazım diye de düşünüyorum. Renklendirilmemiş korkular ham haliyle korkutmaz bile, tıpkı renksiz bir değirmenin insan işi olamayacağı gibi. Üstelik inanmak hayatı renklendirir diye bir sav vardı hayatın birinde...

Son olarak facebook'un suratları pazara çıkartan işlevselliği ile ilgili yazdığım alttaki satırları meşrulaştırmakla şart oldu.

Şudur; modern zamanlar bireyi panoya taşır. Bireysel reklamını yapabilmesi için her türlü araç ve gereci onun önüne sunar. Bireyse ona sunulmuş egosal bakir alanı inanışının onda yarattığı tüm eziklikleri unutmak için delicesine kullanır. Unutmamak gerekir ki "metalar alemi büyüdükçe ruhlar alemi küçülür".**


*Geriye dönük bozulum, zamanın şu anına gelmiş eski kötü bir tekrar, kötü kopya
**K.Marx

20 Ekim 2009 Salı

Öküz de Olsan Ahırını Bileceksin


O ahır hayvanlar için.

Gündelik gerçeklerini yarımşar doz alan insan güruhu içinse daha fazlası var.

Oyuna başlarken gülemiyorum efenim. En oyun zamanlarımı harbici gerçeklerin prodüksüyonuyla geçirdiğimden mi. Bence bu mantık kocaman yalan. Doğrusu şu: istediğini geçir hangi sahnede olucaksan o rolün adamı olmak gerek yoksa tekamülü figüran.

Dur yakmık oldum ..... :(((

Şimdi daha iyi.... Dediydim gülemiyorum velhasılı çoook kibaaar. Olmamak gerek.

Kısacası böyle gımıl gımıl giyiniyor olmakl a çooook burjuva olan insanların ve o insanların yalamıklarının dünyası aaaauuuut sıkıntılı ben i güzaf iiiinnn.

Neye in nerede in niye in nasıl in in ooolu in.

1 Ekim 2009 Perşembe

Ama- Maamafih-Kör




"Aşk, ama, tozdan çamaşır yıkadıkları külden ibaret olan ve dikenlerden, böğürtlenlerden, yaban nergislerinden, frenk incirlerinden başka birşey vermeyen fidanlardan bittiği bu topraklardan uzakta. Aşk, ama, en küçük bir çiçeklenme umudu vermeyen bu kalkerli kayalardan uzakta... Ve ölüm, ölüm de buradan uzakta, herbirinin zavallı kuru bir gövdeye, çorak bir tepeye dönüştüğü bu yerlerden uzakta... Bunların üzerlerindeki çiyler bile göz yaşlarına benzerler." ( Miguel Angel Asturias)

Maamafih şiddet, mutlulukla kaplı siluetlerin en içinden çıkıp gelen. Açılan, maamafih, kendini sürekli cezalandıran algı kapısı. Algılıyorum hiç korkmadan, ruhani bir düş görür gibi. Taptığın inancın kendisi olur gibi safça ve ilahi bir sakinlikle. Hiç yorulmadan.

Kendimi açtıkça korkmadan üzülüyorum bu saflık ya ölümdür ya da yaşam. Ve hem ölümdür hem de yaşam.

Direniniz. Karşınızdakine açtığınız her kusurunuz size kusursuzluk olarak dönecektir.

Kusursuz olan kördür zira. Bildikçe bilmediğini bilmek gibi. Gördükçe görüşü azalır gözlerin. Kusursuz aynılık ve seçemeyen bakışlar kalır geriye.

Miguel'den "aşk", karşıdakine savunmasız yaklaşan saflık ve aydınlanmanın kör edici parıltısı. Bu üçleme kurduğunuz tapınağınızda ayin davranışına tekabul eder.

...

31 Ağustos 2009 Pazartesi

Savaş,Barış,Sevgi ve Yaşama Dair


Sevilmesen ne olur ki? Barışmışsan.

Sevgi o yüzden kokutur savaşsiz bir dünya ile barışmamışsan.

Yaşamda savaşın her türlüsü varken.

Ben'sen meydan okuyarak karşındakine,

İstiyorsan hesapsız, sınırsız, fütursuz karşındakinden,

Anlıyorsan fakat idrak etmiyorsan.

Rakipsen sınırlarını belli ettiğin dünyanda; zaten savaşıyorsundur.

Sevmek de bencil, sınırlı, rakip, iddialı olmakla,

Kalmakla, basit kelimeler fakat çığrından çıkan duygularla,

ise...

Soyunduğun, çırılçıplak kaldığın, tümüyle titrediğin anda...

Seviyor olmanın utangaçlığı, barışla raks eder.

Seviyorsan, yaşama dair.

30 Ağustos 2009 Pazar

Rāst āmadan


"Rast amadan" farsçada iki kişi karşı karşıya geldiğinde söylenen söz anlamını taşır. Aynı zamanda rast gelmek ve rastlantı kelimeleri de bu kökten gelir. Zamanın birinde iki kişi rastlantı eseri karşı karşıya geldi ve aşağıdaki sözler dökülüverdi.

S: Burası orta dünyaya açılan gizli geçit... yola çıkmadan önce sefer taslarını hazırlıyoruz bu resimde... soldan sağa doğru; Faramir, Legolas, Gimli, Aragorn....

G: Yaratıcılığın bir çocuğunki kadar matrak alfonso fakat bu geçidin gerçek sahibini hala söyleyebilmiş değilsin yoksa yoksa sen misin?

Ah alfonso aklımın en uç köşelerinden geçen fiki iplikçikleri senin beyninde bir kıvılcım olmayacaksa gürleyen gökyüzü adalya ile birlikte sana vermek isterim bana da bu geçidin ismi kalır...

S: Bir kıvılcımla başladıysa bu hayat, eğer yanmaksa yaşamanın kendisi, ne lüzum var, söndürme ben ateşimde kalayım, belki de küllerimde bulurum bir ankanın doğuşunu, yada rüzgara karışır özgürlüğe savrulurum, kendimi bulurum belki de, belki bir dağ yamacında, izlerken güneşin doğuşunu... birgün GÖKlerde olurum, birgün DAĞlarda, ama hep özgür olurum, hesapsızca açarım yelkenlerimi, ufuğa doğru giderim....

G: hesapsız sokak çocuklarının gülüşlerinde bulamamak seni işte o acıtır. Anka kuşundan bahsediyorsun. Ateş düştüğü yeri yakardı hep ama şimdi anka'nın gittiği heryer ateşim olur araf cehenneminde... bilinmedik adreslerin insanı olmak için doğmadı bu beden. Saflığın ruhunda iz bırakacaksa bırak kirlensin sonsuza kadar. kirli ellerinle dokunursun o zaman özgürlüğün lakayıt serzenişlerine. Ve kıvılcımlarla bezenmiş gökyüzüne yükselen bir yakarış sezersen hem ismi hem cismi onun şiddetini çağırıştırır sana. Ve tanrı seslenir:

Kimin bu kayıtsız irade.

S: Tanrı bir beden miydi düşlerimde, yoksa kimsesiz bir seyyah mıydı, güzel mutfaklı bir evin hayalini kuran, kendi düşlerinde... şehir şehir ilerlermiydi gökyüzünde, yoksa hayalini mi kurardı yakacaklarının, cehenneminde... gözleri var mıydı bilinmez, serzenişleri var sanki, bilinmezlikler içinde... peki yeterince safmıydı deyişlerinde, yoksa kandırılmak mı istiyordu gecelerinde... o da haklıydı, özgür olmak yetmiyordu, birine bağlanmadan zaman geçmiyordu....

G: ah garabetlerin yanıbaşında ufacık kanatlarını tanrıya hediye eden renksiz melek yoksa hayal ettiklerin hep bu muydu. Sessiz coğrafyaların iklimlerinde seyyah olmak mı kalırdı yoksa durup düşünmek mi. Düşler miydi gezegenlerin sınırında yerçekimsiz yaşamlara inadına adım atan. Ve evler geçerken yolların kenarından. Durup düşlemek isteyen gidenler miydi. Gidilirken yavaş ve ruhsuzca.

Bana ütopyaların gerçeklerinden bahsederken, geçmişte köşede duran bi bakış, gökyüzünü kaplamış bir huzur ve binbir dünyaların tek sahibimi kalırdın.

Şarap nehrinde yıkanırken, havarilerin gülüşlerine gark olmak mıydı yoksa belirsiz evler ve onların aşhaneleri...

S: Bir rüya görmüştüm; bir ütopyanın içine düşmüşüm, huriler vardı cennetmişçesine, ölümsüzlük vermişler sonsuz sular akan hayat çeşmesine... yürüdükçe ruhsuz bedenim canlanır, adımlarım hızlanır olmuştu.. sanki bir hedefim vardı, evet evet hatırlıyorum, görevim bir anahtarı bulmaktı... aradım en kuytu köşelerinde, nice tehlikeler atlattım karanlık labirentlerinde... buldum anahtarı koyulmuştum geri dünüşü olmayan yola... açtım kapıyı, gerçek dünyaya düştüm geri... olmak istediğim yer burası değildi..!

İKİ DİL, İKİ LİSAN, İKİ RUH SESSİZLİĞİ KABUL ETTİKLERİNDE RAST GELDİKLERİ HALLERİNİ ZAMANIN GİRİZGAHINA BIRAKIP YOLCULUĞUNU İZLEDİLER.

29 Ağustos 2009 Cumartesi

Onbinlerce İsyan!!


GERİDE KALAN,

Ne istediğimi bildiğim son lanet bir gün daha

İşte o zaman isteğim dikkate alınacak o gece.

Tamamen istediğimde sadece fazladan bir gece.

O gece günahkar olacağım tüm istediklerimle.



İnsanlar daha fazla gözlerini alikoyamayacaklar

Rahatsız olursan yürüyüp gideceksin

Onbinlerce isyanla hırpalandığını hatırlayacaksın


Bu gece yaymak istediğim

İhtiyatsız ölümün gücü apaçık ortada

Zevkle acının kaynaşmış hali

Ruhun şanlı zaferi olacak kuşkusuz

Ve bu seni paramparça yapacak.


Zihnimdekiler bilincini gerçek kılanlar

Zayıflığı bırak ve avlan

Onbinlerce isyan gökyüzünde.

Onbinlerce isyan gökyüzünde.

Onbinlerce isyan gökyüzünde.

25 Ağustos 2009 Salı

Netlife


Network'ten esinlenme. Dert bu sefer iş üzerine bir ağ değil yaşam üzerine. O yüzden kıytırık ve eklektik "netlife" gibi.

Kurduğun bağları, birden kuruluverenlerle değiştirmek ilgim şu sıralar. Tesadüfü hayatın merkezine koymakla ilgili. İdrak şu ki fazlaca planlanmış bir tahayyülmüş benimkisi. Heyecanımı gözardı ederek. Dur ve şimdi diyerek.

Bağlayanı çok dert etmeden iradenin içinde tutarak. Mesele şıp diye ilgi duymak. Birden sevebilmek belki aniden gözlerini dikmek hani. Şimdilerde budur tasalandığım. Tasarladığım değil ama. Yine kelimelerde bile yanyana gelse de planlamak, ben bu sefer gerçekten plansızım. İstiyorum.

Meselenin kuşkusuz bi özü var. O da bağların gerildiği bi yerden. Bir durumdan geliyor zannımca.Yakınlarda yaşadığım bir şey. Hani gördüğünü düşünmezsin istediğini düşünürsün. Bunun meramı da varolduğun geçmişten gelir benim için. Geçmişin gündelik hayatında birgün birini gösterir. Birgün birşeyi farkettirir. Sensiz biriktiren senle ilgili bişeydir. işte o sıra tesadüfi bağ binlerce bilmediğin nedenlerle örülür, örer... bağ kurulmuştur. Bu sefer iş karşındakinin geçmişine, o şeyin gerçekliğine kalıvermiştir. Tüm geçmişinle onun veya o şeyin iradesine teslim oluvermişsindir. Bağ iki kişilik olunca biri ilk düğüm için fazlasıyla neden toplamıştır ki ilk sıra onundur birleşmek için, ikincisi ise tüm iradeyi elinde tutuverir.

Biri davranır öteki bu davranışın sonucuna karar verir. Bu baştan kaybetmişlik tahrikkardır. Yaşamın tahriklerle dolu olduğu gerçeğine sıfattır. Hem de nitelendirerek.

Şiddeti sevmeyen biri olarak tahriklerin boyutu kadar sinmek kafa bulandırır bende. Disipline edilmiş olmanın uygarlık olduğu bir dönemin evladı olarak annenin karışık sevgisiyle ego yaratan bunu da diğer herkese ben ve benin hükümranlığı olarak sunan bir devşirilmiş akılla hareket eder çocukluğumuz. Zaten büyüklerin oyunu da çocukluğun ego patlamasını dünya savaşlarına çeviriverir.

Bağlanmanın bağımlı olmadan şiddete yaslanmadan tahrikkarlıktan uzak bir anlamını düşlerken buluveriyorum kendimi ki bunun doğal bir sonucu da bulunuvermek oluyor bağ kurmak istediklerimin yanında. Tokatlandığım çok olmasına rağmen vurulan yerde bu sefer gerçekten gül bitiyor.

Burdan okuyana, fazlası, okuyanlardan birine; sinik ve mahrur bağlılığımı bu labirentin en sonundaki köşeye sıkıştırırken buraya çıkan yolları biliyorsan zaten çoktan bağlanmışız demektir. O zaman iradeyi paylaşmayı bir seçenek olarak iki kişilik düşünebiliriz.