Aşağıdaki yazımdan da anlayabileceğiniz üzere blog üzerinden bir kitap tanıtım projesi hayata getireyim dedim olmadı. Hangi kurumdan bilgi istediysem kitap istatistiklerine dair cevap alamadım.
Olmadı.
19 Mayıs 2010 Çarşamba
22 Nisan 2010 Perşembe
Kitaplar

Son zamanlarda sık sık kitap okuduğum günlere geri döndüm. Bu halimden memnunum pek tabi. Kendimle şimdilik barışık olmama bağlıyorum bunu.
Yeni bir proje peşindeyim. Okuduğum kitapların özetini, kitapla ilgili istatistiklerini paylaşabileceğim bir blog oluşturmaya çalışıyorum. Gerçekçi veriler için birkça yerle iletişime geçtim sayılır.
Herhangi bir yerde okunan bir kitap bize çok şey anlatır diye düşünüyorum.
Bakalım...
12 Şubat 2010 Cuma
Papatyalar

Compositea ailesinden gün çiçeği.
Composeitea; köken itibariyle "composite" ten geliyor. Bu da birleşik, aynı form içinde birlikte bulunan yaşam formu anlamlarını da içeriyor.
Papatya en eski bilinen haliyle Yunanca'dan geliyor gibi; "Papazın karısı" demek. Katolik Yunanistan'da bilinen aşk şiirlerinin hatırı sayılır bir kısmı ne ilginçtir ki papaz karısına yazılmış. Dönem 13. ve 15. yy arası. Papatya bu mecazdan yola çıkarak oluşan bir sözcük. Aşık olunan kişi anlamı var.
Bu çiçeğin İngilizcesi "Daisy" "Day's eye" demek. 17. yy. da kullanılmış. Günün gözü diye çevirsek çok çok haksızlık etmeyiz. Gün ışığını ifade ediyor. Ortaçağ karanlığına hiciv içeren metinlerde de rastlanıyor. Özgürlük isyanını da içeriyor.
Compositea ailesinden geldiğini de olumluyoruz başka bir yandan. Özgürlük isyanı, aşk, gün ışığı gibi formları birarada ifade edebiliyor.
Bu gece bir de Papatya çizdim. Özenerek. Evimdeki tek kalemle. Mevsimi sonbahar ve ilk bahar bu çiçeğin. Ama bende kışın açtı.
Papatya çayı, kuru papatyalar gündemimdi. En son hangi kelime ağzından çıkarsa son çektiğin yaprakta o olan kahin bir çiçek. Aşkı ve özgürlük isyanını (biz bunları da tutkular familyasına koyalım)kehanete dönüştürecek yeterli kökleri var bu çiçeğin kültürel ve doğal topraklarda.
Kısaca yaprakları albenili iken sapı ve kökü dikenli olması (kılcal dikenler) nereye ait olduğunu göstermez mi.
Papatya: Ben yeniden açabilirim ama köklerim buna sebep.
Bugün de papatyayı düşünmüş olalım ve bir süredir buna sebep olanı!
10 Şubat 2010 Çarşamba
Yeniden İnşa
3 Şubat 2010 Çarşamba
18 Ocak 2010 Pazartesi
Little Wing

Gök Yüzü ağlıyor. Binlercesi kaçışırken bir adam fötür şapkasını göz hizasına getirmiş elinde fender strat gitarıyla öylece duruyor. Yıllarca aklından geçen her ne ise birer birer laflıyor gitarıyla. Önce yavaşça dokunuyor tellerine. Karmaşıklaşıyor sonra. Hayatın sonuna gelip yeniden doğuyor birden. Sakinleşiyor. Hava karanlığa büründükçe, gökyüzü hüznü serptikçe o konuşuyor. Sessizliği birden yıldırımların gürültüsüne karışıveriyor.
İsyanına eşlik eden her ne ise bu dünyada, ellerini sıkıca buruyor ve haykırıyor ruhlar alemine geri gelmeyen yankılar gibi.
Kafasını kaldırıp yolda oluyor. Adım atarken birden yavaşlıyor. Tekrar duyularının dinlenmesini bekliyor gitarıyla konuşurken. Titrek kalbini bir kez de kendisi için ve nedensizce titretiyor.
Sokak lambasının arkasında yüzünü karanlığa dönmüş, başı eğik bir ufaklığın ona ruhuyla eşlik ettiği gerçeği birden çoğalıyor.
Çoğalıyor, çoğalıyor çoğalıyor, aşılan ufukların ardı tanrının elleriyle buluşuyor. İyi ki vardın ve iyi ki Hendrix’in yarattığı bu dünyadan olmayan parçayı sen de çaldın. Seni bu dünyaya yine bekleriz Stevie Ray. Küçük kanatlarının çırpınışı sese her zaman ilham verdi.
Beni her zamandan olmayana götürdün. Çoooook sağol. Ama çok...
3 Ocak 2010 Pazar
SOKAK İÇİMİZDE

Kapıdan çıktığı gibi başlıyor ya. Evdeki karnım aç, yahu biri bana su getirse, ağlasam ulan biri kesin sesimi duyar, birinin gözünün içine baksam niye baktığımı anlamaya çalışır olasılıkları sokakta mütemadiyen yok.
Şimdi kapıdan çıktım, ayaklarıma zar zor aldığım ayakkabılarım kirlenmesin diye çift kat poşet bağlayarak çamurun bileklere kadar geldiği ara sokaklardan ilerliyorum. Başıma birşey gelse yanımda olur dediğim elemanları görüp az da olsa güvende hissediyorum kendimi. Azıcık da ulan bu elemanların tohumuna para saymadım diyerek paranın herşeyi satın alabilen gücüne dertleniyorum.
Karnım bilakis aç yürüyorum sokaklarda, birşekilde birşeyler tüketen insanlar benim için hem ulaşılmazlar hem de tiksinçler. Bencil biryerden bakıyorum onlara, sonra da onları tüketimden kurtarma planları beynime hücum ediyor.
Çamurlu sokakların sonunda çamurun üstüne tüm ihtişamıyla yayılmış demir raylar görüyorum. İnsan unsurundan bağımsız tek benim gördüğüm gibi oldukları için benim oluyorlar. Tren geçse hop birader nereye geçiyorsun diye sorma hakkım oluyor o sıra. Farkediyorum ki sahiplendiğim herşey benim görebildiğim gibi oldukları için benim oluyor.
Gördüklerimle, güvensizliğim birarada at başı giderken elemanlarım yanıma yaklaşıyor. Şimdi demir raylar hepimizin oluyor. Çünkü benim görebildiğim gibi gördükleri aşikar oluyor benim için. Ben, sahiplendiklerim ve elemanlar.
Bir öğle vakti o elemanlardan birini öldürüyor trenlerden biri. Bu raylar benim demesine fırsat kalmadan oluyor tüm bunlar. O rayların benim görebildiğim için benim olmadığını anlıyorum birden.
Hayatıma en köşeden giren herkimse veya ne ise hepsi sahiplendiklerimi paylaşmak benim olanı kendisinin yapmakla meşgul olduğunu farkediyorum.
Çocukken en önce öğrendiğim şeylerden biri sürekli hatırımda kıvranıyor. Şiddet ve sinir. Kıyasıya rekabet geliyor hemen ardından. Büyük balıklar ve küçük balıklar hemen oyundaki köşelerini alıveriyorlar. Kim kimi yutarsa oluyor.
Artık çocuk değilim ama sadece sokakta olmak ve öyle büyümek çocuklukta bırakıveriyor seni. Herşey tehditkar, rekabetçi ve sahiplenilmiş oluyor. Kendi alanlarını çitlerle çevirmiş kızgın mal sahipleri, anlayabildiğin ve karşı durduğun şeyler oluyor.
Sokak içimden çıkmıyor. İşin de olsa, evin de olsa sokak kapısından attığın her adım aynı güvensizliği getirip koyuveriyor önüne. Sokak hep içimde, mütemadiyen kalıyor.
Sokağa dönsem yabancılık çekmeyeceğim kenarlar köşeler buluyorum en soğuk havalarda. Üzerime giydiğim paltonun kazağın t-shirt'ün değerini kat be kat arttırıyorum. Sarınıp uyuyabileceğim kartonlar görüveriyorum çöplüklerde. Herkes hangi kafeye girsek diye bakarken ben hangi köşede sabahlayabilirim diye bakıyorum. Sokakta yaşayan insanlarla kan bağımın olduğunu düşünüyorum, hatta hissediyorum ve yakınlaşıyorum onlara...
Sokak içimden çıkmadan önce ben sokağa çıkmak istiyorum.
Hergünümün bir karesinde bu hatıralar canlanıveriyor sürekli, sürekli, sürekli...
27 Aralık 2009 Pazar
etraf

Kafamda tartıştım...
Birisi ders çalışıyor notlarını kaybetmiş bulana 100 altın verecekmiş...
Diğeri aşık olmuş ilişkisini pazarlamak derdinde...
Başkası sevdği bir sanatçıyı cümle aleme duyurmak hevesinde...
Yedek kulübesinden biri kendini saklayarak meşhur olma peşinde ilginç videoları aslında çekmek istemedim napalım can sıkıntısı havasında yayınlıyor.
Doğanın diyalektiğinden sonra bir de aşkın diyalektiğini yazmışlar. Doğanın diyalekt edeceği tüm unsurları ortada aşkın öyle mi? Kaçak dövüşen diyalektik yapmışlar biri de felsefe yaptığını zannediyor.
Haaa unutmadan herkes bir kediyle fotoğraf çektiriyor. Kedi alıyor, besliyor, tedavi ediyor bi sürü seviyor. Kedi isyankar ve bireyseldir diyerek felsefesini yapıyor bu felsefeden utananlar ama benimseyenler de fotosunu çekip hırçınlaşıyor. 90 öncesi köpek modaydı şimdi kediye gel...
Lan kankanın biri japoncaya sarmış anime üstünden tarifeli seferler varmış japoncaya.
Etraf da arapça kökenli taraflar demek. Etrafta olmak bir tarafta olmamak mı acep. Etraftakilere bakıyorum da herkes bir tarafta...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
